Fars diyarına uzun ince bir yol
Sis nedeniyle uçak 2 saat rötarlı kalktı. Ayfer'in maceralı bilet alma sürecinden sonra geçte olsa uçağa bindik.
Kars'a indiğimizde çok soğuk bizi bekliyordu. Neyseki Önderi görünce içimiz ısındı.
Önder dostun evde muhabbet çok keyifliysi, daha bir faaliyeti bitirmemişken 2010 Mart ayı Marmaris faaliyeti için biletler alındı. :-)
Akşam 7 civarı Kuyucuk yolundayız, yöresel bir yemek yiyeceğiz. Muhtar Turan, oğlu yeni evli Murat... Kuyucuk, eski bir malakan köyü. Evler uzun bir ana cadde üzerinde sağlı sollu konuşlanmış. 1967-1968 arası Rusya'dan göç eden Malakanlar geri dönmeye başlamışlar.

Yemek menümüz çok zengin, yemeğin baş tacı, fırında pişmiş ve sofraya bütün olarak gelen kaz..
Akyaka köyü kazı en ünlü yer...

Madımak çorbası (Kapçık=Kavılca(Kabuklu buğday))
Köy peyniri, çeçil tel peyniri, turşu, köy yoğurdu.
Başka yöresel neleriniz var diye sorduğumuzda;
1)      Kaz
2)      Mantı (Hengel)
3)      Haşıl (Çiğ bulgurdan)
4)      Kapçık pilavı
5)      Erişte
6)      Evelik çorbası
7)      Madımak çorbası
8)      Kesme çorbası
9)      Mantar kebabı
10)  Üzümlü pilav
11)  Tuzlu veya tatlı kete
12)  Umaç helvası
13)  Un helvası
14)  Pişi

Saat 6:15 te kalkış, güneşli güzel bir sabah... Ani harabeleri için hareket...
Saat 10:00 da Kars merkeze dönüş, güneş öğlen vakti gibi tam tepedeyeken biz kahvaltı için bir lokantanın üst katını kapattık. Kahvaltı mükellef...

Kahvaltı sonrası Sarıkamış'a hareket. Yolda bize Önder anlatıyor. Sarıkamış'taki ayı ve domuz populasyonu sarıçam ormanlarının sağlıklı büyümesini sağlamakta. Ayı ve Domuz ormanın Traktörü, tohum karıştıcıları, çiftçileri. Bu populasyonun azlığı çapalama yapılmaması, tohumun suya karışmaması vb.sonuçlar doğuruyormuş. Bu arada Önder bizi eski Erzurum yolundan götürüyor, sol taraf çam ve demiryolu manzaralı.

Sarıkamış merkezde Çar'ın eşi için yaptırdığı sarayı görüyoruz. İlgisizlikten harap bırakılsa da yine de ihtişamını korumakta.

Daha sonra çok merak ettiğim kayak merkezine çıktık. Sarıkamış'la ilgili daha önce yazmıştım ama İran faaliyeti aksımda yaptık.
Telesiyejin çalıştığını ümit ediyoruz, ne yazık ki kar seviyesi yetersiz, bir 25 cm.daha yağmasını bekliyorlar.
İyi ki jipimiz var, bu sayede ilk telesiyej durağına kadar çıkıyoruz. İyi ki çıkmışız, pist şahane gözüküyor. Muhakkak kaymağa gelmeli buralara.(ki şubatta dedeyle geliyoruz)

Dönüşte yeni Erzurum yolundan dönüyoruz. Yol üzerindeki Sarıkamış Şehitliği'ne uğramadan geçilmez! Duygularımız ayakta ! Gençlerin İkridar hırsı yüzünden ölmeleri sadece bugünün trajedisi değil. Rus ordusunda ve Türk ordusunda savaşan kardeş Çerkeler ve ağıtları yüreğimde derin yaralar açıyor ve kederleniyorum. Acılarını içlerinde yaşadım genç şehitlerin, daha gün görmeden genç ölenler ve evlat acısı gören analar gözlerimin önünden film şeriti gibi geçerken renkimiz ne olursa olsun aynı olan göz yaşlarım aheste şehit topraklarıyla buluşuyor. Ruhunuz şad olsun gün yüzü görmeden ölen bahtsız insanlar.

Kars Merkez'e geri dönüyoruz. Yol Aniyolu gibi yine dümdüz. Tek tük köyler, renkli branda örtülü samanlar, tezek yakıt kümeleri, yol kenarında kendilerine oluşturdukları sahada futbol oynayan çocuklar...

Bu düzlüklerde ne yazık ki ağaç hiç yok. Ancak Kars merkeze girişte sağlı sollu çam ağaçları dikili.

Bu arada, Önder'den Başkan'ın icraatlerini dinliyoruz, nasıl heykel kaldırılır, nasıl şenlik iptal edilir, nasıl kadın merkezine ceza yazılır dersleri alıyoruz! Neyse en azından şehre girişteki arslanlı heykele nedense dokunmamış! Şimdilerde görevden affını istemesine rağmen kendisine bir yardımcı gönderilmiş !

Kars eskiden doğuda elle gösterilen bir kültür şehri imiş. 3 Tiyatrosu, 3 sinema salonu, 1 opera salonu varmış. Anadolu'nun en çok heykeli olan şehirmiş.  80 Darbesi sonrası çok göç vermiş ve kan kaybetmiş.

Neyse, saat 3:30 da tekrar merkezdeyiz. Bu akşam yemeği evde yapmaya ve Film izlemeye karar verdik. Makarna, kars peyniri, salata menümüz. İki filmi üstüste izlerken çay ve sıcak çukulata tatlımız:) Sabah erken kalkacağız, Önder bizi sınıra götürecek.

Taşkın Ticaret-Tarık ve Tayfun Boy  www.taskinticaret.com
Sabah saat 5:00 te yola çıkıyoruz. Sırasıyla Digor, Halıkışla, Tuzluca'yı geçerek saat 7:00 de Iğdır'a geliyoruz. Kahvaltı için önce bir pastahaneye, sonra bir lokantaya çorba içmeye gidiyoruz. Çayla birlikte pastahane ürünlerini de tüketiyoruz.  Lezzet çorbacısı iştemecisi bir Azeri...

Iğdır neredeyse Kars kadar büyük bir ilçe? Bisiklet kullanımı çok yaygın. Bir yarım saay yoldan sonra ....... sınırındayız. Önder'le vedalaşıyoruz.

Bavullarımızı sürükleyerek pasaport kuyruğuna giriyoruz. Ayfer ve ben hemen başımızı örtsek de Berrin sınırı geçene kadar örtünmeme hakkını kullanıyor:)

Çıkışta taksi dolmuşlar beklemekte. Yaklaşık 1,5-2 km'lik yolu katederek, sizi diğer şehirlere götürecek olan araçlara kadar götürüyor. Tebriz'e kişi başı 5.- $ ve 4 saatte otobusle gitmek yerine, 3 saat sürecek taksi yolculuğuna başlıyoruz.

Bazargan Tebriz arası 307 km. Saat 10:30 da kişi başı 10.- $ dan 50.- $'a Tebriz'e gitmek üzere hareket ediyoruz. Şöförümüz Azeri türkü Cevat. Cevat'la muhabbetimiz kısa sürüyor. Tam de ne hoşsohbet birini bulduk diye sevinirken Mako şehrinde bizi bir başka taksiye devrediyor. Bu devir teslime kadar bir sürü şey öğreniyoruz Cevat'tan...

Bayrağı şöför Tayyip alıyor.

Kızlar ve erkekler üniversiteye kadar ayrı sınıflarda okuyorlar, üniversitede karma oluyorlar. Güney Azerbeycan (GünAz TV) televiyonunu ve Türk kanallarını izliyorlar, Türkiye'deki herşeyden haberleri var.

Türkçe yayın var mı diye sorduğumuzda, eliyle ağzına fermuar hareketi yapıyor diyor LAL!
Menim lal olmuş dilim türküsü geliyor aklımıza, Dilsiz, yorum yok yani !

Karabağın Şikestesi, popüler şarkılardan biri... Favori şarkıcısı Azeri parçalar söyleyen Cengiz Habibiyan. Tahran'a gittikten sonra Habibiyan'a farsça şarkı söylenmesi koşulu getirilmiş ! (Farsizm) Her isteyen her istediği dilde şarkı söyleyemiyormuş yani.

Farsizim: Dildeki 6200 yabancı kelimeyi değiştirmişler.

Kadın sesi yasak, kadın şarkıcı yok yani. Ancak yurt dışında müzik yapan İran'lılarla bu yasağı delebiliyorlar.

Azeri Türkleri, Öztürkçe konuşuyor. Bizi de eleştiriyor. Neden pşi yerine kedi diyormuşuz, neden bağışla, afedersin, özür dilerim yerine pardon diyormuşuz !
İran'da 30 Valilik varmış.

Mako'da %88 Azeri Türkü, %12 de kürt varmış. Azeri denmesini eleştiriyor,biz Azeri Türkü'yüz diyor.

Azeri, kürt, arap, Baluç, Türkmen, Talış (Kuzey İran-Tulum çalıyorlar ?= çalameşih)
Farsi, Lor, Bahai (Maku'da var)

Tayyip devir alıyor:

Azeri türkçesi ile söylediği birşeyi anlamayıp tamamladığımızda;
-Ay sağolasın canım.
Soruyoruz: Yolda kalır mıyız?
-Esle kazlabilmen...
Burası neresi?
-Evoğlu, alevi şehri. Buraların hamısı Türk Şehri.
Hanımı nasıl buldun?
-Yitmişti buldum:)
Niye 2 araç tutmadınız daha rahat olurdu?
Biz;
-Kurt kaparsa ne olacak?
...... El işareti yaparak;
-Kurt kapmaz...

MHP hayranı, Türk casusu diye 8 ay yatmış.
Yol üzerinde Payem Kayak Merkezi var.
Börcün / pöhün ? (=şapkan) başından düşer.

Mollaları sevmiyor, tavşan gibi ürüyorlar, yürekleri tilki.
Kürtleri de sevmiyor,
-İyilik bilmezler,polis olsalar öz babalarını öldüürürler... diyor.

Tayyip Erdoğan'ı sevmiyor. Atatürk resmini duvarına asmış. Hazreti Ata yazmış, soranlara Hz.Humeyni 13.imam oluyor da Ata niye hazret olamıyor diyor.
Novruz=Bahar başı, Ferverdi=Şubat
Bütün farsilerin bayramını kutlarım diyor, diğer etnik halkları saymıyor.

Bu arada hava ısındı, zaten araçta 6 kişiyiz, hepten sıcakladık, kıpırdayacak yerimiz de yok, üzerimizdekileri çıkarmak problem oldu ki sormayın. Herkes birbirinin giysilerini çekiştirerek çıkartmaya başladı, epey bir gülüştük buna.

Sufiyan'da çay molası verdik, dükkan sahibi Cevat Mamnon
-Konuğumuz olun deyip çay paralarını almadı.

Tebriz: 

Azerbaycan Otel: Otel North Shariati Caddesi’nde merkezi bir yerde, evvelce kalan iki arkadaşımızın referansıyla geldik. 3 kişilik odada kişi başı 17,50 $ kahvaltı dahil 00.98.411.555 90 51-53

Tebriz ilklerin şehri... İlk Üniversite,ilk okul, ilk opera, ilk gazete vs..
Tebriz'e  girişte “Dilencisiz şehire hoşgeldiniz” yazılı. Gerçekten de hiç dilenci görmedik.

Azerbeycan Otel’e yerleşiyoruz. Hemen çıkıp şehri gezmeye başlıyoruz.
Azerbeycan Otel:  Kahvaltı hariç 15$’a anlaşıyoruz.


L.P. de tavsiye edilen lokantayı arıyoruz. Bu arada adres sorduğumuz birinden ev daveti alıyoruz.
-Düz deyirem, bana konah olun...

L.P bu durumda just say “YES” diyor. Yani tekliflerinde son derece ciddiler.

Henüz bunu bilmediğimizden teklifi kibarca reddediyoruz.

Neda ile karşılaşıyoruz. İngitrede 8 yıl kalmış, İngilizce Öğretmeni, babası Tebriz Ünv.de profesör. Ayrıca İngilizce kursunda öğretmenlik yapıyor.

Yemek yenecek yer bulma konusunda yardımcı oldu, babası ile tanışmmamızı babasının çok memnun olacağını söyledi

Abguş yedik, kursa gittik babası ile tanıştık. Eretesi gün de buluşmak üzere sözleştik.

Sabah otelde kahvaltı alırken garsona:

Gardaş!
Canım?
Gülüşmeler...

Kendovan: Şöför Nasr götürdü, çok kibar, yardımsever biriydi. Şehriyari'den şiir okudu,
Süreyya (Peri): Canım sana kurban ama, şimdi niye? 

Geldin de canım kurban sana lakin şimdi niye?
Ey vefasız, elden ayaktan düştüğüm şu an niye?
İlaçsın da Sohrab'ın ölümünden sonra geldin
Taş yürekli, bunu madem daha önce istiyordun şimdi niye?
Ömrümüzün senin bugün ve yarınına zamanı yoktur
Ben ki bir bugün senin misafirinim, yarın niye?
Ey nazlı güzel, biz senin nazına gençliği verdik
Bundan böyle sen var git gençlere naz et, bize niye?

Şehriyari'nin en meşhur şiiri Heyder Baba

M.Hüseyin Şehriyari
Haydar Baba'ya Selam
Kültür Bakanlığı-Türk Dünyası Edebiyatı
Kültür Bakanlığı Yayınları / 1333
Türk Dünyası Edeb.Dizisi / 20
Hazırlayanlar: Selahattin Kılıç-İlhan Şimşek

Kendovan’da tezgahtaki çedene için;

-yersiz, gülersiz... (Yediğinizde gülersiniz, rahatlatırJ)

Azerbeycan Müzesi
Mescid-i Kabu
Mavi Cami-Mescit
Ezan 3 sefer okunuyor.


İbrahim Tatlıses-Bedirhan Gökçe'nin CD'si gönderilecek.
Bize Peyman'ı tavsiye ettiler, Rahmi Şehriyari, Hümeyra, Hayde...

Nasr, şöförlüğün yanısıra rehberlik de yaptı sağolsun.

Dolar bozdurduk, bozdururken dikkat ettik gazetecide insanlar birikmiş gazete okuyor. Okuyor, sonra satın alıyor.


Yeni nesil azatlık istiyor. Karşı çıkamaz mısınız? Nasıl yapalım, mollaları bir kenara mı koyalım?   

Kapalıçarşı'ya  gittik, baharat ve yiyecek açısından çeşitlilik müthiş... (tebriz kurabiyesi, Tebriz fıstğı, başmak-el yapımı ayakkabı meşhur)

Kapalıçarşı’da bolca çek çek arabalar var, insanlar –Ya Allah- diyerek sizi çekilmeniz için uyarıyor.

Kapalıçarşı'da Hacı Ali Kebapçısı'na gittik. Çorba (suppeco), bahtiyari, çilo kebabı, pilav tereyağla birlikte geliyor, yoğurt bir harika, sodalı naneli ayran...
Porsiyonlar devasa...

Tebriz’de rastladığımız her 3 taksici de süper.

Şöför Nasır: İçkiyi herkes içiyor. Polis de içiyor. Kişi sarhoş yakalanırsa 6 ay 1 gün hapis cezası var.

Şehriyar’ın şiirlerini okuyan dedeye;
-Mollalar nasıl?
-Mel-un...

Haşim’e gümüşcü arıyoruz, Haşim de söyleniyor, keşke bir rehberimiz olsaydı ve oluyor. Ekber çeviriyor bizi ve bize eşlik etmeye başlıyor. Bu arada –Sizi ayırdık arkadaşınızdan dedim.

Yanından ayrılan arkadaşı; Siz vacipsiniz dedi...

Ekber bizi hediyelik eşya ve gümüş takı satan dükkanlara götürdü, sonrası Terbiyet bölgesine  götürdü. Terbiyet, çok pahallı mağazaların olduğu trafiğe kapalı bir cadde. Parası olan burada.

Caddeden görülmeyen bir kaç merdivenle inilen bir kafeye (Kafe Terbiyet) sgiriyoruz, gençlerin buluşma/anlaşma yeriJ
Halis nar suyu, çukulata soslu çek, çay. Çok fazla çeşit yok.
Kırmızı ağırlıklı bardak ve fincanlarla servis. Bardakta 150 yıl öncesi dönemde (Kacar Dönemi)  yaşayan Şah Abbas’ın resmi

Ekber başlıyor;

Şahlar Tahran’da, şehzadeler Tebriz’de yaşıyordu.

Bahar  = İlkbahar
Yay     = Yaz
Yaz     = Sonbahar
Kış     =  Kış

Haşim Fransızlara, ben İtalyana, Ayfer İngiliz’e, berrin Alman’a, Ömer de İsviçreliye okşuyorJ (=Benziyor)

Azerbeycan Oteli karşısındaki CD satıcısı Mahsumi

Otele döndüğümüzde Neda’nın ailesinin bizi evine yemeğe davet ettiği notunu aldık ancak yemek saati geçmişti, sadece çay için geleceğimizi bildirdik.
Sa:9 da Neda otele geldi. O ana kadar yapılan bütün faaliyetlerde tek taksi ile giderken bu defa Neda’nın da olması nedeniyle iki ayrı taksi tuttuk. Öndeki taksiyi takip edecektik. Tabi ki taksiyi gözden kaybettik. Haşim söylenmeye başladı:

-         Niye adres almadık, cahilce iş yaptık.
-         Sonradan en azından gideceğimiz semti kaptanın bildiğini öğrendik
-         Ha iyi o kadar da cahilce iş yapmamışız. Şöföre dönerek öndeki aracı kaybedersek size yemeğe geleceğiz esprisi ile şöförle biz bayağı gülüştük.

Mecbur, telefonumu kullanıp öndeki aracaı aradım, neyse ki buluştuk.


Kapı açıldı ev sahiplerinin hepsi karşımızda: Ferzat ve ferah Çifti ve evin en ufağı Sevil...
-         Buyrun eyleşin.

Evleri çok geniş, şömineli ve açık mutfak çok pratik.

3 Kızları var (Neda Sevil, Roza), baba Azerbeycan Ünv.profesör (linquistic), hayat yoldaşım dediği eşi Bilgisayar ve Riyaziye=Matemetik öğretmeni (Bulmacanın faydaları, daha sonra farsça su isterken su=ab’ı da kullanacaktık)

8 yıl İngiltere’de kalmışlar, ortanca kız Malzeya’da Digital Dizayn okuyor, abla Neda zeten İngilizce öğretmeni, ufaklık da halen okumakta. Farsça ve Azari Türkçesini bir arad okuyor. Ayfer ile alfabeyi bayağı söktüler bir araJ

İran’ın Azerbeycan viayeti eskiden tek bir bölge iken, doğu ve batı olarak ikiye ayrılmış. Azarbeycan’da 3 dvler ünv., 5 tane de özel ünv.varmış.

Çok derin sohbetlere indik. Şu anki durum için;
Su bulanmazsa durulmaz dedi, Azarbeycan bekliyormuş...

E tabi linquistic  hocası olunca; Türkçemiz doğuda kabadır, batıya gittikçe sesler yumuşar. (H)anım ve çemkirir gibi çıkan (H) sesi farkını belirtiyor. Bizim ülkenin batı ve doğusu da öyle değil midir?

Osman, Ebubekir, Ömer isimleri Aazerbeycan’da olmaz. Niye ???

İstemeye istemey bu güzel sohbeti bıraktık, sabah 6’da kalkacak ve İsfahan’a uçacaktık.

Tebriz-İsfahan İran Air  53$

Sabah 6:30 da lobiye indik, baktık Nasr yok. Muhtemelen “sabah 6” sözümüzü, “akşam 6” olarak algıladı. Azeri Türkçesinde sabah=yarın anlamına geliyor, bir önceki gün uçak organizasyonu yaparken Ömer bilet tarihi konusunda bu yüzden anlaşmazlık yaşamıştı.

Neyse, yoldan çevirdik bir taksi, bagaj, kaput üstü de dahil 5 valizi ancak aldı. Hemen her taksicide bunları bağlamak için esnek ipler mevcut ve polis bunlara bir şey demiyor. Tebriz merkezden havaalanına 20 dak.sonra ulaşmış olduk. Uçağımız 20 dk.rötarla 8:25 te kalktı ve 11:00 civarı İsfahan’da Pars Otel’e kapağı attık.

Pars Otel: Otel, çınar ağaçlarıyla meşhur Chaharbagh Caddesi üzerinde, populer ve merkezi bir yerde. Bir parça gürültü kirliliği var. 3 kişilik odada kişi başı 12,50 $ kahvaltı dahil, iki kişilikler 15.- $ (Otelin restaurantı yok, kahvaltı odaya servis ediliyor, odadaki minik bir masa bu işe yarıyormuşJ)
00.98.311.221 90 72 – 220 21 09

Odalara yerleştikten sonra yarım günlük bir tur almaya karar veriyoruz. İran Air seyahat acentası aynı zamanda bu işleri de yapıyor. Kişi başı 14,30 $’a anlaşıyoruz.

Tur saatine kadar –fast food atıştırıyoruz, kitapçılara bakıyoruz. Ömer kızlarına resim yapma kitapları alıyor.

Ali Ekber İsfehani – İl eserin mimarı.

İmam meydanında, kalemkarların yaptığı el baskısı örtüler vs.

Dönüşte ... nehri boyunca sıralanan köprüler... Köprü ayaklarında kızlı-erkekli gençler...

Hava karardı, ... Köprüsü ayağındaki çayhanede oturup çay içtik...

Tur bittikten sonra bize tavsiye edilen.... Restaurant’a gittik. Ömer ve Ayfer tam kapıyı gören bir yere oturdular.
Gelen geçene:
-Bu çok güzel bir hatun
-Bu makyajını şöyle yapmış.
-Bu saçını böyle örtmüş.
-Bu yalandan örtmüş, hiç örtmeseymiş vs...

Ertesi gün şehri gezmek yerine şehir dışındeki yerleri görmeye ve İsfahan’a dönüp gece otobüsüyle Şiraz’a gitmeye karar verdik.

Otelden bir taksi istedik, hedef ..... çöl kenti ..... ve Ardakan idi... Ancak hedeflenen yerine başka yerlere gidecektik.

Şöförümüz bir farsi ve maalesef İngilizce bilmiyordu, ancak neşesiyle ve kullandığı vucut diliyle bizi öylesine ... ki, bundan hiç şikayetçi olmadık.

Yol uzundu, yol kenarları kurak ve çöl kıvamındaydı. Uzaktan dağlar, tepeler yola eşlik etmekteydi. Haşim tuvalet ihtiyacı olduğunu söylemeseydi ve şöförümüz de tercihini bu küçük kasabada durmaktan yana kullanmasaydı, biz bu ÇÖL kentini göremeyecektik.

Büyülü kasaba Agda: Film platosunu andıran, kerpiç ve smana karışımı bir topraktan yapılma evleri, hamamı, kalesi, camisi ve dar sokakları ile yaklaşık 2000 kişinin yaşadığı egzotik bir yer.
Tuvalet kimin umurunda, gördüğümü fotoğraflıyorum, herkes bir taraflara dağılmış durumda, sevindirik olmuşuz. “Ay ay ay, nereye düştük” nidaları bir yandan. Sokaktaki bir kalabalığa doğru seğirtiyoruz. Bakıyoruz bir fırın önü muhabbeti. Hiç bir yerde tabela yok, fırın olduğuna dair bir işaret de yok, gerçi iyi ki  de yok o görüntü kirliliği yaratan sevimsiz tabelalardan. Hemen içeri dalıyoruz. Welcome diyorlar, yabancılara alışıklar.

Fırını iki kardeş işletiyor. Abbas ve Hasan... İçerisi sıcak, fotoğraf için izin istiyoruz.

Bize tandır fırında yaptıkları ekmekten ikram ediyorlar. Tereyağ ve peynir ne güzel olurdu dememe kalmadan koşuyor biri, biraz sonra bunlarla geliyor. Allahhh... Yeme de yanında yat demiycem,yedikJ

Parasını ödemeye çalıştığımızda; -Mehmun= hediye deyip, bizden para almadılar.

Hacı Emir kalesi.

Daha sonra kapısı yarı aralık bir evin baçesini merak ettik. Merakımızı gidermek için şöförümüz Mecit zile basarak ev sahiplerinden izin istedi ve girdik içeri.

Bahçede nar ve incir, bakımsız da olsa bahçe işte. Onlar da nar ikram etti bize.

Evden çıktık: yallah şiför yallah!

Kasabanın ismini çekmek istedim, ne mümkün, şöförümüz fazla –YallahJ

Buradan çok memnun kaldık, Ömer’e ve Haşim’e şükran gösterisinde bulunduk. O arada Berrin daha çok haşim’e teşekkür etmmeiz gerektiğini söyledi. Ya çişi gelmeseymiş!:)  Bu arada şöför Mecit, bize bilimum İram müziklerini dinletmekte. Baktık USB’si var, ALLAh dedik, hemen laptopumuza kopyaladık müzikleri...
Bu arada Gülşen’in OF OFF parçasının farsçası var, acab kim kimden almış bilemedik. Bu arada, Mecit tam bir keyif adamı, direksiyonu bırakıp oyunuyor bizimle birlikte.

Ve Ardakan’dayız. Restore edilen Teze (Jameh) cami. Bahçede caferilerin törende kullandıkalrı “Nağlı” “Dostar”

Hane Ahmet Şakir

Ahmet şakir’in evi... (Gacar zamanından?)

Tağdir-i hane

İçinde merdivenli su sarnıcı var.

Yolda dersten çıkan çarşaflı kızlara bakıp Mecit:

-Maşallah HumeyniJ

Puşidi=Çador=Hecebe İslami

Ardakan tutucu, kızlar kaçıyor, ama Ömer selam dedikçe, kızlar kıkırdaşıyor.

Derken Yezd’e gitmeye karar veriyoruz birden.  Soruyoruz mecit’e...

Zerdüşt Yek ! diyor, yani asalet-i İranı diyerek Zerdüşt’leri tek geçiyorJ Diğerleri için berduş yakıştırması yapıyor. Bir sürü arapça söz sıralayarak – Araplar Allahuekber’den başka bir şey bilmezler. Oysa Aleviler gibi Hüda’ya şükretmek yeter dedi. “Hüda spaek kalp” yarım farsça, yarım İngilizce bir şeyler anlatmaya çalıştı.

Şemsi- Tebrizi için de YEEKKK diyor.

Halas= yeter...
Nemeha= İstemem

Duuur başımı kapatayım, açığa çıktık !

Amir Chagma Hüseyin  19.Yüzyılda yapılmış otel, ismi Vali Traditional Hotel

Otelin içinde kilim serili tahtlar....

Kerman çocukların fotoğrafını çektim.
İran’ın Kürdistan şehrinden sanat grubu olarak gelmişler. Azeri Türkü kadına göre: -Ordu gelmişler.

Motorsiklet çok yaygın.

Farsi ressam Mahmoud Farshchian

Bizi otogara yetiştirdi. Şiraz için yollardayız. 5 kişi 295.000 Tümen.

Ay sağol, hay şükran...

Şiraz: Geldiğimiz gün Cuma ve ertesi gün ise Kurban Bayramı olduğundan eski çarşı ve bazı tarihi yerler kapalı. Bu arada Kurban Bayramı bizdeki gibi 4.5 gün kutlanmıyor burada, sadece 1 gün.

Anvari Otel: Anvari Caddesi’nde 3 kişilik oda 32.000 Tümen, 2 kişilik olan 25.000 Tümen, kahvaltı 1.5 Tümen  Sahibi arap biraz nemrutluk yapsa da, resepsiyondaki bayan kaldığımız süre zarfında bize çok yardımcı oldu.
İlk gün Pasargard ve  Persepolis için yola çıktık. Şöförümüz farsi ve tek kelime İngilizce bilmiyor. Yolda iki kez çevriliyor. İlkinde tam olarak ödediği “cereme”yi, ikinci çevrilmede “yarı fiyata” anlaşıyor. Biz kaptan ile 5 kişi 60.- $’a anlaşmışız.

Pasargard giriş: 5.000 Tümen, çok fazla bir şey yok. Ancak Pasargard’a giden ağaçlı yol çok güzel.
Yine etrafımızı sarıyor insanlar.

Pasargard’lı 8 kızkardeşten oluşan bir aile Türk olduğumuzu öğrenince:
Bebeğe –Maşallah dedik, güldüler... Bu kelimeyi nerden bildiğimizi sordular. Elhamdülüllah Müslümanız deyince babaları dahil daha bir şaşırdılar. Biz de bildiğimiz bütün sözcükler sıraladık... Maşalllah, bismillah, elhamdülillah.... Ancak ikna oldularJ

Persepolis uzaktan göründüğünda, yolun sol tarafındaki kayalıkların eteklerinde piknik yapan insanların bolluğu bizi şaşırttı. Bu arada kırmızı geleneksel giysileriyle ata binmiş bir genç kız ve fotoğraf çekimi yapan bir grup dikkatimizi çekti.
Gelin adayı imiş. Bir Kaşkay Türkü... Kına gecesi öncesi, açık hava çekimi için gelmiş. Ertesi gün de “düğün=toy” olacak, davet edildik ama ne yazık ki kalamıyoruz.

Persepolis gezisine tam konsantre olamadım, insanlara bir selam demek yetiyor veya selam almak. Bol bol sohbet ettik, bol bol fotoğraf çektirdik.

Persepolis’teki güzel Meryem, Ayfer’in karesine giren 
Persepolis’teki Pakistani İbrahim Asad
Hassan Kazemzardeh Pars
Bu arada sohbet ettiğimiz Hasan geri dönüp bize yetişti ve eşinin bizi evine yemeğe davet ettiğini söyledi. Hemen kabul ettik.
Yemeğe kadar akşam Hafız’ın mezarı... Orada da Kermani birisiyle tanıştık, elimi sıkmadı. Kurbanda 2 tane deve kesecekti. Sa:10’a varmadan kapandı. Çayhanede çay faslı sıarsında kapanışı biz ve Hafız’ın kitabını okumayı tercih edip davetimize icabet etmeyen bir Fransız yaptı.

Akşam yemeği için bizi evi yerine, bir restauranta götürdü ve bize para ödetmedi.

Sabah, Şiraz gezimiz için bu defa İngilizce bilen bir şöför istedik. Ohh nihayet İran hikayeleri dinleyebileceğimiz gayet de kültürlü biri geldi.
İlk devrim zamanı mollalar kültürlüydü.İran_Irak Savaşında eğitimli insanlar mollalara par vs.vererek savaşa katılmamayı başardılar. Yerine daha çok eğitimsiz kişiler savaşa katıldı.  Bu kişiler döndüklerinde çok imtiyaz sahibi oldular. Ve bugün gelinen durum: halkın %90’ı mollaları sevmiyor ve istemiyor.
Yağmur altında gezinti:
İlk durak İrem Bahçeleri : 4000 Tümen
İrem bahçesi 3 bölümden oluşuyor, kaya, botanik ve gül bahçesi
Binanın üzerinde Yusuf ile Züleyha-Ferhat figürleri çok hoş.
Bağ-ı Afif: En güzel bahçe. Üst kat saray, alt katta silah müzesi

Ayfer’e bir ufaklık gül verdi. Bana mail atacaklar...

Sasani İmparatoru Zerdüşt, figürlerde hediye edilen yüzük barış ifadesi.

Çayhanede Şahname’den figürler var.

Mehane Zinnet-ul Mulk

Fars Museum Sadece Fars bölgesinin tarihini önemli şahsiyetlerin balmumu heykelleri kronolojik sırasıyla tarihi anlatıyor.

Bimarestan= Hastahene
Balmumu heykel tiplemeleri:
Ayot Allah Sayed Abd-Al 1913-1981 Hoseyin Dastghcib
Sufi Halaj Mansour=   Şair “I’m God” deyince asıldı.
Sufi Baba Kuhi = Şair

Müzede kaşkay Türkleri ile tanıştık, muhabbet.

Sadi’nin mezarında, evvelce Persepolis’te rastladığımız Tahran’da Türk-İran turizm acentası işleten çocuklara rastlamak hoş oldu.


Şiraz öğlen yemeği, bir fast food dükkanına girdik. Tavuk döner yerken, karşımda bir kadın belirdi ve bana bir Pepsi uzattı, almamı istedi. Şaşırdım. Derken kısa bir sohbet sonrası bir ev daveti daha aldık.

Şöförle saat başı 5.- $ ‘a anlaşılmıştı. Gezimiz 5 saat sürdü. Bizi otele getirip muhabbet etme, hatıra defterine yazı yazdırma süresini de hesaba katarak bizden 2.- $ daha aldı bu küreselleşmiş arkadaşJ

Öğleden sonra 3 civarı Hasan (Bizi dışarıda yemekte ağırlayan Müjgan’ın) eşi bizi gezdirmek üzere geliyor. Bayram olduğundan Pers Müzesi, Vekil Pazarı, Vekil Cami’ni göremiyoruz.

Ayfer ve Ömer havaalanına uçak bileti almaya gittiklerinden bizimle gelemediler. Kalanlarla adamın peşine takıldık ve yaya olarak gezmeye başladık. İlk olarak şehrin göbeğinde, masal kalesi olarak adlandırılan Şiraz Kalesi’ne götürdü. (Kerim Han Kalesi)  İçine girmek istemedi, sadece dışından fotoğraf çektik. Bir Kaşkay Türkü genç bir kız selamladı yien bizi, hemen bir ayak üstü sohbet ve fotoğraf çektirme klasiği.Sanırım fotoğraflarını yollamak için mailini almadığım tek kişi o olduJ

Daha sonra yağmur altında Şah-ı Çeraği Türbesi’ne yürüdük. Girişte sıkı kontrol var, giysilerimizi beğenmediler, hayri müslüm olsa içeri alacaklardı, ama müslüman olduğumuzu öğrenince kıyafetimizin idare edilmeyecek şekilde olduğuna karar verdiler ve çador giymemizi istediler. Haşim’den de çantasını emanete bırakmasını isteyince biz de içeri girmeye üşendik. Sağolsun Hasan da görevlilerden izin alarak, yapının arka kısımdan bizi içeri soktu, türbenin çok içine girmeden bir-iki fotoğraf çekip çıktık. 
Daha sonra bu türbenin hemen arkasındaki Atik (Jame) Camii’ne gittik. Cami oldukça eski ve tadilat yapılmakta. Her taraf inşaat malzemeleri dolu. Restorasyon bittiğinde burası da muhteşem olacak. Çinlerle taşlar her zamanki gibi muhteşem bir uyum içinde.

Mahmutpaşa’ya benzeyen çarşısında biraz turladıktan sonra otele dönmeye karar verdik.

Şiraz’da taksiler saat başı 5.000 Tümen. Ancak şöförler 2.000 ile 8.000 Tümen arası tutturabildiklerini alıyorlar. Özel araçlar da taksi gibi çalışıyorlar.

Belediye otobüsüne biniyoruz. Hasan bana arkayı işaret ediyor, biz de Berrin’le arkadan da biniliyor diye arka kapıya yöneliyoruz. Haşim de bizi takip ediyor. Tam oturuyoruz ki durumu anlıyoruz hemen, bir kadın Haşim’i uyarıyor önden binmesi için. Otobüste kadın ve erkek ayırımı var!

Berrin the lojistikJ Islak/kuru mendil, kurutma mak, şampuan, L.Planet... Yok yok, müthiş...

Saat sekize kadar zaman doldurduk. Bir ara Ayfer geldi ve hemen çıktı, havaalanında bayağı macera yaşamışlar. Sonra anlatacağını söyleyerek para bozdurmak için tekrar çıktı.

Akşam tam saat sekizde Parvane, kızı ve damadı 2 araba ile bizi almaya geldiler. Ayfer ve Ömer yok ortada, sonra bir not alıyoruz resepsiyondan, sinemadalar (Höyyk !) , akşam ev davetine  gelemeyecekler.

Yine açık mutfağı olan geniş bir eve gittik. Yeni yapılan evlerde genelde mutfak salona açılıyormuş. Hemen başlar açılıyor, yanımızdaki erkek arkadaşlardan sakınma yok, dışarıda başını örtmek, o da yarım yamalak tamamen yasağı savmak için, dini kaygılar yüzünden değil.

Eve gidiyoruz, hemen çay ve şiriniler, meyveler, hepsi aynı anda servis yapılıyor. Servis çok hızlıJ Çatal yine yok.
Perisa grafiker.Çalışmalarını görmek istiyorum. Sergi açacak kadar çokçalışma ile yanımıza geliyor. Kendi keşfi olan bir teknikle, zift ve yağ kullanarak klişe dediği bir teknikle tasarım yapıyor. Beğendiklerimizden birer hediye ediyor bize.
Sara İngilizce öğretmeni, 3 aylık evli, eşi Ali de çok az İngilizce biliyor. Balayına İstanbul’a gelmeyi düşünüyorlar. Sara çok konuşkan. E ben keza. Bir ara nerdeyse sadece ikimiz konuşuyoruz. Anne bunu farkediyor ve kızını diğer misafirlerle de ilgilenmesi için uyarıyor.
Bu arada kadın yaşımı öğreniyor, neredeyse aynı yaştayız, saçını başını yoluyor, çok esprili bir kadınJ Bir süre sonre evin babası geliyor, elinde bayram nedniyle bir şirini paketi. Kadın kovasına şaka yollu elini öptürmeye çalışıyor. Şakalaşıyorlar,evin muhabbet kuşlarını serbet bırakıp onunla ailecek eğleniyorlar. Aile içi muhabbetleri süper.
Kalkmamıza yakın, evin hanımı bize yolluk hazırlıyor.
Bizi tekrar otelimize bırakırken araçta İran’ın Şakira’sı çalıyor. Gençler ağırlıklı olarak pop müzik dinliyor. İstanbul’da görüşmek üzere deyip vedalaşıyoruz.

Otele döndüğümüzde Ayfer ve Ömer’i para hesapları yaparken buluyoruz. Havaalanından bilet aldıktan sonra para bozdurmak için dışarı çıktıklarında tanıştıkları bir bayan ve erkek kardeşi ile sinemaya gitmişler. Bayan onlara İngilizce tercüme yapmış gösterim sırasında. Çıkışta nargile (kalyan) çekmişler.

Ayfer İranlı yönetmen: Mesut Kimyayi ?

Havaalanı maceraları ise tam hikayelik. Havaalanı iç hatlara gelmişler, ancak yanşarında $ var, Tümen yok.  İç hatlarda Dolar bozacak yer yok, dış hatlara gitmeleri gerekmiş. Taksiye binip “international terminal” demişler, bir müddet sonra bakmışlar taksi şehir merkezine doğru gidiyor adamı uyarmışlar.
-         Nereye?
-         Şehirlerarası otobüs terminaline.
PANİK !
-         Geri dön, biz uluslararası hava terminaline gidiyoruz.
Neyse, havaalanına geri dönmüşler. İç hatlarda direkt uçuş var denen uçağa dış hatlar “Tahran üzerinden var” demiş. Bizimkiler itiraz etmiş. İç hatlara telefon açılmış, sonra anlaşılmış ki var olan aktarmalı uçak Trablus’a gidiyorJ Tebriz ile Trablus’u karıştırmışlar. Döviz bürosu kontrol noktasından sonra, rica etmişler Ömer içeri girmiş, neyse para bozdurulmuş, ancak paranın 100.- $ını eski para diye bozduramamışlar. İkinci kez yeni 100.- $ ile bu defa Ayfer gözüne kestirdiği bir güvenlik görevlisini cazibesi sayesinde kandırarak tekrar içeri girmeyi ve parayı bozdurmayı başardı. Tümenler hazır, bu defa istikamet iç hatlar. Bu arada deli gibi yağmur yağıyor. Tekrar bir taksi ile iç hatlardalar. Tahran aktarmalı Urumiye 87.- $ idi, ancak ne yazık ki yer yok, bu yüzden 70.- $’e Tebriz’e uçak buluyorlar.
Dönüşte 8000 Tümen isteyen şöföre polis çağırma tehdidiJ sonucu 2.000 Tümen verildi.


Sabah erkenden kalkıyoruz, özel bir araçla 2.000 Tümen’e havaalanına kadar gidiyoruz.
Düne inat hava bugün güzel, ama biz artık dönüş yollarındayız.


Şiraz-Tebriz uçak 70$


Havaalanı bayram ertesi olması nedeniyle çok kalabalık ve uçak rötarla kalkıyor, öğlen saatleri tekrar Tebriz’deyiz. Havaalanından Urumiye’ye araç ayarlaması yapamıyoruz. Neda’yı arıyoruz otogardan daha rahat bulacağımızı söylüyor. İki ayrı taksi ile otogara gidiyoruz. Otagarda buluşma sorunu yaşıyoruz. Neda da bizi görmeye geliyor ksıa bir süreliğine, sağolsun. Uzunca bir süre tek bir araçla Urumiye’ye gitme sorunu yaşıyoruz, neyse bir cengaver şöför çıkıyor aralarında.

Şöför Sirus Sehranövert: 00.98.914.818 47 15

İran-Irak savaşında savaşmış bir asker.  Molla lafını duydu mu küfür etmeye başlıyor. (Mollaların hamısı ibnedir!) Savaşta zorla namaz kıldırırlarmış, namaz kılmayana rütbe verilmezmiş. Her yer mescit burada ama namaz kılan yok, mollalar bizi dinden çıkardılar. İran mollalarının hamısı İngiliz, Rafsancani İngiliz ajanı diyor.
Savaş bittiğinde Türkiye’ye saklanmak için gitmiş, yurt dışına gitmek için vize alınmış kendisine, o da çocuklarını da götürmek için İran’a döndüğünde yakalanmış. 6 Ay gözetimde işkence görmüş. Öyle ki mazisi slinmiş, gün gelmiş çocuklarının adını 3 gün boyunca hatırlayamamış. 17 Sene tekvando sporu yaptığından dolayı, bu işkencelere katlanabilmiş, bir başkası benim yediğim dayağı yeseydi ölürdü diyor.

Sıtkı sıyrılmış, hayattan kopmuş, gözü bir şey görmüyor, bir pislik yapacağım, bir molla öldüreceğim diyor. Çocukları sicili kötü olduğu için kendisi yüzünden iş bulamıyorlarmış.

Arada terliyor, ıslak mendil verdik, İran’da bu yok diyor. Daha sonra Haşim’in verdiği ıslak mendil paketlerini kızına götürecekti. Ve biz de elimizde kalan bütün paraları, kızlarına bir şey alması için kendisine verecektik.

İran, Uurumiye-Van arası yolu yapmak için çok düşük fiyata talip olmuş ancak Türkiye bu teklifi değerlemeye almamış.

Yolumuzun üstündeki Urumiye Gölü, tuz çıkartılan bir göl. Üzerinde yıllardır yapılmakta olan bir köprü var, bir şeridi yapılmış, sırada ikincisi var. Köprüyü geçmeden evvel solda mangalda şiş yapan bir yerde mola veriyoruz. Önce Ömer şiş yemek istiyor, sonra bakıyorum etlere, ciğer, yürek veee koç yumurtası, nam-ı diğer Daşşak... Haşim daha kibar olmamızı ve daha sosyetik adını kullanıp billur dememiz gerektiğini öğütlüyor. Neyse 3-5 şiş diye başlayıp, kendimizi tutamayarak 20’nin üzerinde şiş yiyoruz.

Bu arada, soyulmuş, kabak, karpuz ve ayçiçeği çekirdeği...

Bu nefis ziyefet sonrası Zembil Dağı, Cam dağı (Tamamı şişe=cam) ... Japonlar yapılacak tüp geçit  karşılığında bu dağın işletmesini veya gölden tuz çıkartılmasını veya köprü geçiş ücr.almayı talep etmişler de mollalar vermemiş. Bu yüzden tüp geçit yapılamamış.

Neyse akşam saatlerine doğru Urumiye’ye vardık, Sirus’tan kısa bir şehir turu rica ettik. Bize Türk Konsolosluğunun yerini gösterdi, yanındaki bir otele baktık, sonra asıl niyetlendiğimiz otele gidecekken Sirus’un tavsiyesi üzerine hemen yanında Türklerin yoğun olarak kaldığı Hürrem (Khorrom) Otel’de karar kıldık. Şehrin yoğun trafiği bizi yormuştu ve bir an önce bir otele ayak basmak istiyorduk.

Kapalıçarşı kapanmadan hemen otelden çıktık.

Çarşıda erkek kardeşleriyle çarşıda gezen bir genç kızla fotoğraf çektirmek istedik. Reddetmediler. Ayfer de ilginç ayakkabı modellerinin yanında durmamızı isteyince kız ve ben biraz fotoğraf modeli durumuna düştük. Tam o sırada kızın nişanlısı peydah oldu, Ömer’in elindeki makinayı almaya çalışarak kimden izin aldınız diye üzerimize yürüdü. Ben ve Ömer, erkek kardeşlerine ve kıza sorduğumuzu izah ettiysek de serde erkeklik olan! delikanlı ateşini söndürmeyerek konuşmaya devam etti. Neyse ki kızın erkek kardeşleri ve esnaf çocuğu uzaklaştırdı, biz de çarşının başka bir sokağına dalarak bu tatsız olayı sonlandırdık. Tam da İran’daki son günümüzdeL
Neyse moralimizi fazla da bozmayarak, Neda’nın bize mesaj atarak tavsiye ettiği Flamingo Restaurant’a gitmeye karar verdik. Son Dolar ve Tümen’lerimizi buraya bıraktık. Sadece su almak için küçük paraları bıraktık.
Çıkışta yan dükkandan su almak istedik, ben parayı bitirmek için, ben parayı bitirmek için yanına çekirdek vs. de ilave ettim. Bu arada Haşim’in parası kalmamış, ben susuz yapamam, çekirdeği bırakın su alalımJ deyince, market sahibini kırdık gülmekten.

Sabah sabah 6’da, daha lobide kimse yokken ilk ben indim aşağı, baktım Sirus kapıda.
Hava aydınlanmadan saat 7’de sınıra ulaştık. Kapıya kadar arabayı yanaştırdı Sirus. Van’daki sınır binaları bitişik. Aynı bina içinde bir taraftan ötekine geçiyorsunuz. Ve evet Türkiye’ye hoş geldik.
Başörtüsü biraz daha kalabilir, çünkü hava soğuk, hem fena alıştıkJ

Sa: 7:20’de Mahkum (Dayısı İran’da hapis yattığı için annesi kendisine bu ismi koymuş) bizi Yüksekova’ya götürdü. ... TL ? Mahkum, sebze, meyve ve peynircilikle de ilgileniyor.

Hakkari Yüksekova:
1 Kg.toz
1 Otobos
Yavrusu de Toros

Şimdilerde bu ticaretten paya alanlar çeşitlenmiş ve eski zenginlik kalmamış. Küresel kaçakçılıkJ

Orada yaklaşık 40 dakika bekledikten sonra bir midibüsle Van’a doğru yola koyulduk. Yüksekova’nın eski belediye başkanı bizim araçta Ömer’in yanında oturuyordu. Çok hoşsohbet biriydi. Baktım bir ara Ayfer oturduğu ön koltuktan başı arkaya dönük uzun bir sohbete başladı.

En ilginci, Ceyhan Cezaevi’nde aynı isme sahip biri sağcı, diğer solcu iki kişinin mektuplarının karışması sonucu oluşan dostluk öyküsü. Söz konusu kişiler İrfan Babaoğlu

Salih Bey’in bir İran filmi tavsiyesi: Sarhoş Atlar


Başkale yolu üzerinde, Güzelsu çıkışında Doğu Dinlenme Tesisleri güzel kahvaltısı olan bir yer. Şimdi olsa bu tesisi açmazdım diyor, zamanında mazot ticareti yaygınken yoğun olan insan trafiği, son 6 ayda azalmış.

Beyaz peynir, otlu peynir, süzme yoğurt, zeytin, bal-kaymak ve çay... Ohhh beee... Tabi ki kahvaltı başkan’dan. Bizim burada misafire para ödetirsek ayıplarlar diye bize ödetmedi.

Bu arada TRT de “Gönlümün Sağ Alt Köşesi Cilo” belgeselinde Cilo Dağında çekimi yapılan bir tırmanışta en önde yürüyen 71 yaşındaki Hakkari’nin dağ leoparı Kemal Çapa geliyor tesise. Başkanın yanına, dolayısiyle yanımıza oturuyor.

Hakkaride Dört Mevsim de oynamış ?


Dinlenme tesislerinden 5-10 dk.sonra Hoşap Kalesi... Dik bir kaya kütlesi üzerinde kurulu bir ortaçağ kalesi, araçtan oldukça heybetli gözüküyor.

Van'ın Gürpınar ilçesinde Hoşap Çayı üzerinde Zernek Barajı güzel görüntüler sundu bizi, hareket halindeki araçtan fotoğraf ne kadar çekilirse o kadar çektik.

Ağlama sızlama yine geliriz

Comments

Popular posts from this blog

Servas Whitepaper 2025 December- Transition to a Hybrid Model

BM 17: Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri

Transizione verso un Modello Ibrido in Servas